Moda dünyasında kapsayıcılık ve çeşitlilik tartışmaları yalnızca podyumlarla sınırlı kalmıyor. New York’taki Metropolitan Museum of Art, yeni sergisiyle moda tarihine farklı bedenleri dahil ederek dikkat çekici bir adım attı.
Müzenin Kostüm Enstitüsü tarafından hazırlanan yeni sergi “Costume Art”, sanat ve moda arasındaki kalıcı ilişkiyi vurgularken, sergide kullanılan mankenlerle de kültürel bir mesaj veriyor. Geleneksel ince ve standart bedenli mankenlerin yanı sıra, bu kez daha büyük bedenler, tekerlekli sandalye kullanan bireyler, hamile bedenler, trans bireyler ve uzuv kaybı yaşayan kişileri temsil eden toplam dokuz yeni manken ziyaretçilerle buluşuyor.
Bu yeni mankenlerin en dikkat çekici detaylarından biri ise yüz yerine parlak çelikten oval bir yüzey kullanılması. Böylece ziyaretçiler kendi yansımalarını görerek, sergilenen bedenlerle kişisel bir bağ kurabiliyor.

Model ve oyuncu Aimee Mullins, bu yaklaşımın “kendimizi başkalarının deneyimlerinde görme” fikrini güçlendirdiğini belirtiyor. Sanatçı Michaela Stark ise daha net konuşarak ”“Bu, bedenlerin farklı olduğunu kurumsal olarak kabul eden bir yaklaşım.” açaıklamsında bulundu.
Sergide yer alan modeller arasında siyah trans model Aariana Rose Philip, aktivist Sinéad Burke ve şarkıcı-model Yseult gibi isimler de bulunuyor.
Bu girişim, Kostüm Enstitüsü küratörü Andrew Bolton tarafından geliştirildi. Bolton, moda departmanının koleksiyonunu yalnızca tasarımcı çeşitliliği açısından değil, kıyafetlerin sergilendiği beden formları bakımından da genişletmeyi hedefliyor. 2023’te başlayan dönüşümün ardından yeni mankenler artık departmanın kalıcı koleksiyonuna dahil edildi.
Her biri gerçek insanlardan üç boyutlu tarama teknolojisiyle oluşturulan mankenler, gelecekteki sergilerde de kullanılacak. Bolton, bu çeşitliliğin amaçlarından birini “resmi tamamlamak” olarak tanımlıyor.

Met Müzesi’nden Kültür Savaşlarına Yanıt: Çeşitlilik Vitrinde
Uzun yıllar boyunca moda sergileri, kıyafetlerin altında ideal beden olarak yalnızca ince ve uzun siluetleri öne çıkardı. Bu durum, modanın belirli bir fiziksel standarda ait olduğu algısını güçlendirdi. Yeni yaklaşım ise modanın yalnızca belirli bedenlere değil, herkesin hikâyesine ait olduğunu vurguluyor.
Ancak kapsayıcılık tartışmaları burada bitmiyor. Philip, müzenin simgesel etkinliği olan Met Gala hakkında önemli bir noktaya dikkat çekiyor: “Herkesin gördüğü o ünlü merdivenler erişilebilir değil. Teknik olarak Met Gala’ya geleneksel şekilde katılmam mümkün değil.”
Metropolitan Museum of Art’ın bu yeni adımı, moda dünyasında beden temsili ve erişilebilirlik konularında daha geniş bir dönüşümün habercisi olarak görülüyor.


