Uykusuzluk modern insanın en büyük sorunlarından biri. Yeni bir bilimsel çalışma, Uykusuzluk İçin Bilişsel Davranışçı Terapi (CBT-I) alan ileri yaştaki yetişkinlerin, yalnızca uyku eğitimi alanlara kıyasla uykusuzluktan kurtulma (remisyon) olasılığının yaklaşık üç kat daha fazla olduğunu gösterdi.
UCLA Health tarafından yürütülen ve The Lancet Healthy Longevity dergisinde yayımlanan araştırmada, CBT-I terapisinin kan örnekleri üzerinden üç farklı epigenetik saat kullanılarak ölçülen biyolojik yaşlanma hızını yavaşlatabileceği saptandı. Ancak uzmanlar, çalışmanın kısıtlı bir örneklemle yapılması nedeniyle CBT-I’ın yaşam süresini uzatıp uzatmadığını veya yaşa bağlı hastalıkları kesin olarak önleyip önlemediğini belirlemek için daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulduğunu vurguluyor.

Uyku ve Yaşlanma Arasındaki Bağlantı
Kronik uykusuzluk (insomnia), özellikle ileri yaşlarda son derece yaygın bir sağlık sorunu. ABD genelinde yetişkinlerin üçte biri uykusuzluk belirtileri bildirirken, 65 yaş üstü bireylerde bu oran %40’a kadar yükseliyor. Gün içi fonksiyonları, ruh halini ve bilişsel yetileri olumsuz etkileyen bu durumun standart tedavisinde ise ilk seçenek olarak CBT-I (Bilişsel Davranışçı Terapi) uygulanıyor.
CBT-I, uyku haplarının yan etkilerine maruz kalmadan, uykuya dalmayı veya uykuyu sürdürmeyi zorlaştıran düşünce ve davranış kalıplarını değiştirmeyi hedefleyen yapılandırılmış bir terapi yöntemidir.
Los Angeles’ta 60 yaş ve üzeri yaklaşık 100 yetişkinin katılımıyla gerçekleştirilen rastgele kontrollü klinik çalışmada, katılımcıların bir kısmına CBT-I, kontrol grubuna ise genel sağlıklı uyku alışkanlıklarını içeren “uyku eğitimi” verildi. 8 haftalık tedavi süreci ve 2 yıllık takip döneminin ardından yapılan analizlerde, CBT-I alan grupta uykusuzluğun iyileşme oranının belirgin şekilde daha yüksek olduğu ve biyolojik yaşlanma hızının (DunedinPACE ölçümüne göre) anlamlı derecede yavaşladığı tespit edildi.

Terapi Biyolojik Olarak Yaşı Geri mi Alıyor?
Bulgular, terapinin yaşlanmayı tamamen tersine çevirdiği veya kişiyi gençleştirdiği anlamına gelmiyor. Araştırmanın başyazarı, UCLA Health Psikiyatri Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Judith Carroll durumu şöyle açıklıyor: “En önemli mesaj; uykusuzluk çekenler için etkili tedavi seçeneklerinin bulunduğu ve uykusuzluğu tedavi etmenin sadece daha iyi uyumak için değil, genel sağlığı korumak açısından da kritik olduğudur. İki grup arasında yaşlanma hızında gözlemlediğimiz ortalama farklılık -0.02 oldu. Bu da CBT-I alan gruptakilerin her yıl %2 daha yavaş yaşlandığını gösteriyor. Bireysel düzeyde bunu pratik bir karşılığa oturtmak zor olsa da, zaman içinde sağlık üzerinde son derece anlamlı bir etki yaratabilir.”
Dr. Carroll, uykunun vücut sistemlerinin gün içindeki stresörlerden ve hücresel hasarlardan arınması için hayati bir zaman dilimi olduğunu belirtiyor: “Uyku esnasında parasempatik sinir sistemi devreye girerek sempatik sinir sistemini frenler. Stres yanıtı yükseldiğinde iltihaplanma (enflamasyon) ve hücresel hasar artar, bu da doku yaşlanmasını hızlandırır. Uyku sırasında vücuda ve hücrelere kendilerini tamir etme imkanı tanıyarak biyolojik yaşlanma yollarını olumlu yönde etkilediğimizi düşünüyoruz.”
Gelecek Araştırmalar Ne Gösterecek?
Uzmanlar bulguların oldukça umut verici olduğunu ancak hedeflenen nihai sonuçlar için henüz erken olduğunu ifade ediyor. Araştırmada kullanılan epigenetik saatlerin “kilometre kadranından ziyade hız göstergesine” benzediğini belirten Dr. Carroll, biyolojik yaşın kendisinden ziyade anlık yaşlanma hızının yaşam tarzı değişikliklerine daha duyarlı olduğunu ekliyor.
Söz konusu etkinin 5 ila 10 yıllık uzun vadeli süreçlerde vücut üzerinde nasıl bir gençleştirici etki bıraktığını ve cinsiyetler arası farkları görebilmek için daha geniş ve çeşitli gruplarla yeni çalışmaların yapılması planlanıyor.


