Anasayfa / KÖŞE YAZILARI / SINIFLANDIRMA KONUSUNDAKİ GERÇEKLİKLERİMİZ

SINIFLANDIRMA KONUSUNDAKİ GERÇEKLİKLERİMİZ

BURCU POLATDEMİR/ NLP UZMANI VE PROFESYONEL YAŞAM KOÇU

Merhaba,
Bugün sizinle eşsiz donanıma sahip zihnimizin hayatımızı kolaylaştıran bir özelliğinden söz etmek istiyorum. Bu özellik beynimizin ‘’sınıflandırma’ ’yetisidir. David Freedman konuyla ilgili, “Beynimizin bilgiyi daha etkin bir şekilde işlemek için kullandığı bir taktiktir” dedi. Eğer birine süpermarketten alınabilecek on ya da yirmi şeyin listesini okuyacak olsanız, kişi aralarından birkaçını hatırlayacaktır. Eğer listeyi tekrar tekrar okuyacak olursanız, kişinin hatırlama oranı artacaktır. Fakat asıl yardımcı olan listedeki maddelerin hepsinin ayrı kategoride söylenmiş olmasıdır. Örneğin sebzeler, meyveler, temizlik malzemeleri gibi. Araştırmalar gösterir ki bu sınıflandırmanın yapıldığı yer, prefrontal korteks yani ön beyin denilen bütün kaynaklardan gelen bilginin düzenlendiği ve ortaya çıkan davranışa karar verilen yerdir. Yazıma bu kadar tıbbi bilgiyle neden başladığımı merak ediyor olabilirsiniz. Anlatmak istediğim ‘’sınıflandırma’ ’yetisi o kadar eşsizdir ki beynimizin ulaşmış olduğu donanıma şu ana kadar ki herhangi yüksek teknolojili bilgisayarların ya da uzay teknolojili robotların dahi ulaşamamış olduğunu tekrar kendimize hatırlatırsak belki de bu eşsiz donanımın yaptıkları için her gün şükretme ihtiyacı hissedebiliriz.
Peki ne yapar bu kategorizeleştirme? Bildiğimiz gibi hayatta karşılaştığımız nesneler ve insanlar birbirinden farklıdır hatta parmak izlerimizin dahi bir diğerine farklı olduğu ile ilgili gerçek küçüklüğümüzden beri şaşkınlıkla karşıladığımız bir konudur. Fakat böyle her karşılaştığımız şeye farklı gözlemler içinde bulunmak, kişinin hayat süresi açısından hesaplandığında zor olacağı için biz, o nesnenin ya da insanın kendinden ziyade, ait olduğu kategoriye göre değerlendirir, gözlemlerimizi bu gözlük üzerinden yaparak olaylara vermiş olduğumuz tepkilerimizi hızlandırırız.
Örnek verecek olursak, insanoğlu ilk olarak bir ayının saldırısına uğradığında ve bir zaman sonra tekrar kocaman, kaba tüylü, iri ve keskin dişli bir yaratık gördüğünde artık eskisi kadar tehlikeli şekilde etrafında oyalanmayacaktır , beyne tehlikeli sinyali vererek oradan uzaklaşır veya farklı bir örnek olarak: önünüzde zikzaklar çizerek giden bir arabayla karşılaştığınızda beyniniz bunu da otomatik olarak her hızlı şerit değiştiren araba için ‘’tehlikeli sürücü’ ’kategorisini hanesine ekleyecektir.
Beynimizin nesneleri gruplara ayırıyor olması tek başına o nesnelere olan yargılarımızı etkileyebilir. Sınıflandırma, tıpkı beynimizin hayatta kalmaya yönelik başka hileleri gibi ,doğal ve hayati bir kestirme yoldur ama sakıncaları da vardır.
Şimdi size farklı bir açıdan bir örnek vermek istiyorum. Irka, dine, cinsiyete ve ulusa ilişkin sınıflandırmalarımızın yanında insanları mesleklerine, etnik kökenlerine, görünümlerine, eğitim durumlarına, yaşlarına göre de kategorize ederiz. Burada, görünüm kategorize etmeyle ilgili olarak Amerika’nın Iowa eyaletinde bulunan bir indirim mağazasında iki psikolog ve araştırmacı tarafından düzenlenen deneyi paylaşmak yerinde olur. O gün o mağazadaki ve çevre mağazadaki müşteriler iki sosyal psikoloğun deneyine habersiz konu olmaktalardı. Mağazada, kirli, yamalı kot pantolon ve mavi bir işçi gömleği giymiş traşsız bir adam ufak bir giyim eşyasını cebine atmıştı. Reyonda bulunan başka bir müşteri bu yaptığını görmüştü. Kısa bir süre sonra,bakımlı,pantolon ceket giymiş ve kravat takmış bir diğer kişi de , aynı şeyi yapmış ve alışveriş yapmakta olan başka bir müşteri tarafından görülmüştü. Benzer olaylar o gün o mağaza ve etraftaki diğer mağazalarda defalarca tekrarlanmıştı. Söz konusu mağazalara tam işbirliğini sağlayan araştırmaların amacı, suçu işleyenin ait olduğu sosyal kategorinin, suça tanık olanların tutumunu nasıl etkileyeceğini araştırmaktı. Hırsız görünümlü kişilerin tamamı araştırmacılarla çalışıyordu. Hırsızlığın ardından aynı kişi, diğer müşterilerin göreceği şekilde olay yerinden uzaklaştı ve mağaza çalışanı müşterinin yakınında reyonlarla ilgilenmeye devam etti. Tahmin edeceğiniz üzere bütün müşteriler aynı davranışı izlemelerine rağmen aynı tepkiyi göstermediler. İyi görünümlü kişiyi pejmürde giyimli kişiye oranla daha az bildirdiler ve gariptir ki burada takındıkları tavır sahiden deney yapanları şaşırtacak cinstendi. Zihinlerindeki sosyal kategori üzerinden oluşturdukları zihinsel resme göre(ki olayı gerçek anlamda kendi gözleriyle görmelerine rağmen) iyi giyimli hırsızı bildirirken daha tereddütlü olmalarına rağmen hırpani giyimli sözde hırsızın yaptıklarını daha cüretkâr, abartılı ve büyük bir heyecanla anlattıkları gözlemlenmişti. Tüm müşteriler, kişinin kötü görünümlü oluşuyla, karakterinin de aynı oranda kötü olmasının doğal bir sonuç olduğu yargısına varmış ve onları bu gruba dahil etmişlerdi. Bu deney bize beynimizin bilinçdışıyla otomatik hareket etmesinin sonucu olarak, sınıflandırma konusunda bazen kendi yargılarımıza karşı da ters düştüğümüzü gösterir.
İnsanları toplu gruplar halinde değil de bireysel olarak yargılamak elbette ki hoşumuza gider fakat kişiyi eğer yeterince tanımıyorsak zihnimiz, sorulara yanıt bulmak için o kişinin ait olduğu kategoriye başvurur. Hatta bilinçdışı zihnimiz eksik verileri alır, resmi tamamlamak için başka ipuçlarını kullanır, bu bilgilere dayanarak tahminlerde bulunur bazen doğru bazen yanlış ama her seferinde ikna edici resimler oluşturur. Zihnimiz, insanları yargılarken de boşlukları doldurur ve yargıladığımız insanın üyesi olduğu kategori de bunu yapmak için kullandığımız verilere dahildir.
Gördüğünüz gibi, doğuştan gelen yetilerimiz hayatımızı kolaylaştırdığı gibi bazen bizi zorlayabilen durumlara da düşürebilir. Sınıflandırma yapmak günlük hayatımızda zihnimizi daha az yorup bize yardımcı olsa da dezavantajlarına baktığımızda, davranış biçimlerimizde ‘’kategorize’ ’ettiğimiz tüm varlıklara önce bu gözlüğümüzü bir kenara bırakıp bırakamayacağımızı deneyebilir miyiz? Yani zihnimizin oluşturduğu, kişinin içinde bulunmuş olduğu kategorizeleşen tarafımızla iletişime geçerek bu yetimizi kişinin kendi hayat gerçekliğine göre uygularsak yani ‘’bireyselleştirirsek’’ bu bize daha farklı yollar açıp yeni deneyimler kazandırabilir mi? Bence denemeye değer. Hepinize bireysel deneyimlerinizle daha az sınıfsal yargılı yeni yaklaşımlar diliyorum.

İyi haftalar…

Hakkında Burcu Polatdemir

Burcu Polatdemir
İstanbul Üniversitesi mezunu olan Burcu Polatdemir, ortalama 16 senedir çalışmış olduğu  perakende şirketlerinde vermiş olduğu iletişim ve motivasyon kaynaklı eğitimleri gitgide  büyüterek birçok şirketin başarısına destek olmuştur. İstanbul Üniversitesi'nde Dış Ticaret Eğitimi, La Salle Internatıonal Academy'de hazır giyim sertifika programı almış olup, iyi derecede İngilizce ve İspanyolca bilmektedir. Ortalama 2,5 senedir milliyetblog/yasamsenin bloğunda kişisel gelişim yazıları yazmakta olup, modatava.com internet sitesinde düzenli köşe yazıları paylaşmaktadır. Bu yola çıkarken onu harekete geçiren ilk duygunun ''başkalarının hayatında farkındalık yaratmak'' ve ''hayatlara bir nebze olsun ışık tutabilmek''diye belirten  Burcu Polatdemir, bu mottoyu onu harekete geçiren  en önemli motivasyon kaynağı olarak belirlemiştir. Bütün bunlarla birlikte; Avrupa ve Amerika'da katılmış olduğu seminerlerde koçluk kavramının'' insan hayatına destek''olgusuyla bütünleşmesi hayat amacının ne kadar doğru olduğunu göstermiş kendisine. Burcuileyasamsenin markasını kurarak, yaklaşık 5 senedir Nativa Coaching'te yürütmüş olduğu koçluk mentörlüğüne ve  NLP uzmanlığına kendi markasıyla devam etmektedir. Eğitimini  Almanya Münih kaynaklı VİVA Coaching and Therapy Enstitüsü aracılığıyla tamamlayan Burcu Polatdemir, Quantum alanında çalışmalar ve araştırmalar yapmaktadır. Bireysel koçluk, ebeveyn koçluğu, öğrenci koçluğu ve satış koçluğu alanlarında aktif hizmet vermektedir. Burcu Polatdemir, İletişim kurabildiği kişinin hayatına, fayda sağlayacak farkındalıklarla ışık tutabilmeyi hedeflemiş olmaktan mutluluk duyuyor ve her geçen gün bu sayının artması onun en büyük kıvanç kaynağı.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

DİNLİYORLAR FARKINDA MISINIZ?

Çocuk gelişimindeki 0-7 yaşın önemini birçok yazımda değiniyorum. Bu yazımda etrafında çocuk olan tüm bireylerin …

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir